Sözleri, stadyumdaki yüzlerce insanın sessizliğe gömülmesine neden oldu. Rüzgarın uğultusu dışında çıt çıkmıyordu. Kalbim göğüs kafesimi döverken, yanımdaki babama, hayatım boyunca sırtımı dayadığım o dağ gibi adama baktım. Burak’ın yüzü bembeyaz olmuştu, kalın parmakları cübbemin kenarını sıkarken titriyordu ama kadına tek kelime itiraz etmiyordu. Gözlerini benden kaçırdı; yere, yeşil çimlere bakıyordu.
Kadın alaycı ve acı dolu bir gülümsemeyle bana doğru bir adım daha attı. Üzerindeki pahalı kıyafetler ve kusursuz makyajı, bahsettiği o çaresiz geçmişle tamamen zıttı. "Sana hep o masalı anlatmış, değil mi? Bisiklet sepeti, o romantik terk ediliş hikayesi... Not bırakıp giden çaresiz anne." Kadın başını iki yana salladı. "Ben sana hiçbir zaman not falan bırakmadım. O bisikletin sepetine de koymadım."
Nefes alamıyordum. Dizlerimin bağı çözülürken, "Ne diyorsun sen?" diye fısıldayabildim.
"Ben seni o gece bir çöp konteynerinin yanına, soğuk betonun üzerine bıraktım," dedi kadın, sesi acımasızca netti. İfadesinde en ufak bir merhamet kırıntısı yoktu. "Sen ağlıyordun, ben ise sadece oradan uzaklaşmak istiyordum. Kendi hayatımı mahvetmene izin veremezdim. O sırada bu adam," diyerek iğrenircesine babamı işaret etti, "sokaktan geçiyordu. Henüz on yedi yaşında bir çocuktu. Seni o çöplükte, poşetlerin arasında bulan kişi oydu."
Beynim duyduklarımı reddediyordu. "Babam... Babam beni bulduktan sonra bana sahip çıktı. Bunda gizli olan ne? Neden buradasın?"