71 YAŞIMDA, ANNESİZ BABASIZ KALAN DÖRT TORUNUMUN

“Çocuklarımı bu işin içine karıştırma.”

Kayıt burada kesiliyordu.

O anda bir gürültü duydum.

Depo koridorunda bir kapı kapanmıştı.

Hızla dışarı çıktım.

Kimse görünmüyordu.

Ama otoparka geldiğimde siyah bir otomobilin hızla uzaklaştığını gördüm.

O gece çocukları komşuma bıraktım ve elimdeki bütün evrakları polis merkezine götürdüm.

Başta anlattıklarımın bir kısmı sadece şüpheydi.

Fakat belgeler değildi.

Savcılık kısa sürede soruşturma başlattı.

Günler sonra beni aradılar.

Uçağın teknik inceleme raporunun yeniden değerlendirileceğini söylediler.

Kazanın sabotaj olduğuna dair kesin bir kanıt henüz yoktu.

Ama Taylan’ın şirketindeki para hareketleriyle Cüneyt’in başka kişiler üzerinden yaptığı ödemeler arasında şüpheli bağlantılar bulunmuştu.

İki hafta sonra Cüneyt gözaltına alındı.

Şirketten yıllardır para aktardığı ortaya çıktı.

Üstelik Gülay ile Taylan’ı takip ettirdiğini de kabul etti.

Fakat uçak kazasıyla doğrudan bağlantısı olduğunu reddetti.

Aylar süren soruşturmadan sonra kazanın mekanik arıza nedeniyle gerçekleştiği kesinleşti.

Cüneyt onların ölümüne sebep olmamıştı.

Ama kızımın korkusu boşuna da değildi.

Çünkü Cüneyt, çocukların velayetini ele geçirip hesaplarını kontrol etmek için çoktan hukuki hazırlık yapmıştı.

Sibel de bütün bunları biliyordu.

Mahkeme, çocukların velayetinin bende kalmasına karar verdi.

Cüneyt zimmet ve sahtecilik suçlarından ceza aldı.

Sibel ise bir daha çocukların velayeti için dava açamadı.

Aradan yıllar geçti.

Ben o büyük paketi yatak odamın dolabında sakladım.

Her doğum gününde çocuklardan biri annesinin hazırladığı hediyeyi açtı.

İdil on sekiz yaşına geldiğinde kutuda ona ait son paketi birlikte açtık.

İçinden küçük bir kolye ve Gülay’ın yazdığı bir mektup çıktı.

İdil mektubu sessizce okudu.

Sonra bana sarıldı.

“Anneannem...”

Başını omzuma yasladı.

“Annem bizi korumak için bunların hepsini yapmış, değil mi?”

Saçlarını okşadım.

“Evet.”

Pencereden dışarı baktım.

Bir zamanlar dört küçük çocuğun ağlama sesleriyle dolu olan ev şimdi gençlerin kahkahalarıyla doluydu.

O an kızımın yıllar önce yazdığı ilk cümleyi yeniden hatırladım.

“Anne, eğer bunu okuyorsan artık hayatta değilim.”

Haklıydı.

Kendisi yanımızda değildi.

Ama sevgisi hâlâ evin her köşesindeydi.

Bize bıraktığı en değerli şey para, belgeler ya da o gizli anahtar değildi.

Bir annenin çocuklarını, kendisi öldükten sonra bile koruyabilecek kadar ileriyi düşünmüş olmasıydı.

Ve ben yetmiş bir yaşımda dört torunuma verdiğim “Ben hep yanında olacağım” sözünü tutamayacağımı düşünmüştüm.

Yıllar sonra anladım ki o söz sonsuza kadar yaşamak anlamına gelmiyordu.

Onlar kendi ayakları üzerinde durabilecek hale gelene kadar yanlarında kalmak anlamına geliyordu.

Ben de tam olarak bunu yaptım.

Çünkü bazen aile olmak, aynı evde yaşamak ya da aynı soyadı taşımak değildir.

Aile olmak, herkes gittiğinde bile geride kalıp çocukların elini bırakmamaktır.
Reklamlar