Avukat Tarık Bey, elindeki siyah deri dosyayı açarak kadının gözünün içine soktu. “Bu mahalledeki evlerin yarısının inşaatını bizim şirketimiz yaptı,” diye devam etti acımasız bir sakinlikle. “Sizin şu an kapısında dikilip göz zevkinizden bahsettiğiniz bu lüks villa da dâhil. Yaptığımız son incelemelerde, evinizin arka tarafına kaçak bir eklenti yaptığınızı ve imar planını ihlal ettiğinizi tespit ettik. Holding olarak, imza attığımız projelerin dokusunu bozan her türlü yasadışı yapılaşmaya karşı sözleşmeden doğan dava hakkımızı kullanıyoruz. Evinizle ilgili yıkım kararı ve tahliye ihtarnamesi için belediyeye gerekli belgeler az önce teslim edildi.”
Kadın bir anda dizlerinin üzerine çöktü. “Lütfen… Yalvarırım, ben o an sadece sinirlenmiştim. Kötü bir niyetim yoktu!” diye feryat etmeye başladı. Dünkü o elinde demir çubukla etrafa dehşet saçan canavardan eser kalmamıştı; şimdi kendi kapısının önünde, az önce ezdiği insanların karşısında acınası bir halde merhamet dileniyordu.
Tarık Bey zerre kadar taviz vermedi. “Siz sadece bir ahşap parçasına değil, o küçük çocuğun hayata karışma umuduna ve 12 yaşındaki başka bir çocuğun saf iyiliğine vurdunuz. Ayrıca Can’a yaşattığınız duygusal şiddet ve mala zarar verme suçlarından dolayı şahsınıza çok ağır bir manevi tazminat davası açtık. Sizden alacağımız tazminatın her bir kuruşu, engelli çocuklar için tekerlekli sandalye üreten vakıflara bağışlanacak