Babamın rengi anında kül gibi oldu. Polis memuru, ben henüz narkozun etkisindeyken hazırlanan çöp poşetini göstererek babamdan hesap sordu. O sırada tekerlekli sandalyede oturan üvey kız kardeşim Aslı da her şeyi duydu. Annem ve babam ona benim ameliyattan sonra kendi isteğimle İzmir’e taşınacağımı söyleyerek yalan konuşmuşlardı. Aslı, sırf kendisine organ bulmak için benim kullanıldığımı anlayınca büyük bir şok yaşadı ve ebeveynlerini derhal ziyaretçi listesinden çıkarttı.Babam Celal ve üvey annem Belma polis eşliğinde hastaneden çıkarılırken, doktorlar ve sosyal hizmet uzmanı Sevgi bana sahip çıktı. İş yerindeki müdürüm Kader de bu süreçte arkamda durarak işimi ve haklarımı koruyacağımın garantisini verdi.
Ertesi gün Aslı yanıma geldi. Yüzündeki mahcubiyetle gözyaşlarına boğularak, “Annem bana senin para karşılığında böbreğini verdiğini söylemişti. Gerçeği bilseydim buna asla izin vermezdim,” dedi. Yıllarca anne ve babamız bizi birbirimize düşman etmişti. Aslı, bundan sonra kendi kararlarını alacağını ve bir daha benim üzerimden çıkar sağlamalarına izin vermeyeceğini söyleyerek özür diledi.
Ancak babam Celal kontrolü kaybetmeyi kabullenemedi. Şirket avukatı aracılığıyla bana resmi bir mektup gönderdi. Mektupta, polisi arayıp şikayetimi geri çekmem ve ameliyat iyileşme sürecinden sonra Aslı’ya bakıcılık yapmaya devam etmem şartıyla evdeki misafir odasında kalmama izin vereceğini belirtiyordu. Barınma hakkımı bile tam bir itaat sözleşmesine dönüştürmeye çalışıyordu.
Hiç tereddüt etmeden mektubun altına tek bir cümle yazdım: “Güvenliğimin gerçeği inkar etmeme bağlı olduğu bir eve asla geri dönmeyeceğim.”