İki hafta sonra hastaneden taburcu olduğumda, Sosyal Hizmetler’in bana tahsis ettiği güvenli bir rehabilitasyon merkezine yerleştim. Hemşire Ceyda çöp poşetimi arabaya yerleştirirken bana umutla gülümsedi.
Dokuz haftalık fiziksel ve ruhsal iyileşme sürecinin ardından, Ankara merkezde kendime ait küçük ama aydınlık bir daire kiraladım. Büyük pencerelerinden güneş giren, kapısı içeriden güvenle kilitlenen bana ait bir ev…
Aylar sonra Aslı ile sakin bir kafede buluştuk. Artık kendi evine taşınmış, ailesiyle tüm bağlarını koparmıştı. “Bana sadece organını değil, özgürlüğümü de verdin,” dedi. Ona gülümsedim: “O böbrek artık senin, ama benim geleceğim sadece bana ait.”
O gece evime döndüğümde, hastanenin bana teslim ettiği eski evin pirinç anahtarını bir zarfa koyup babama geri postaladım. Hiçbir not veya açıklama eklemedim. Ardından kendi yeni evimin gümüş anahtarını kapının yanındaki askıya astım.
Salonun ortasında duran o siyah çöp poşetini bu kez kendi isteğimle, ihtiyaç sahiplerine bağışlayacağım eski kıyafetlerle dolduruyordum. Hayatımda ilk kez, kaderimin dizginleri tamamen kendi ellerimdeydi.