Cenaze işlemleri Elif tarafından nakit ödeme ile hızlandırılmıştı. Ve en önemlisi, şirket hisselerinde ölümden 48 saat önce kritik değişiklikler yapılmıştı. Tüm yetki, ölüm ya da aciz durumunda Elif’e geçiyordu. —Aşk için değil —diye fısıldadı Hacer—. Para için. Ama daha fazlası vardı. O gece Esteban, Luis’e bir mesaj gösterdi. Julián 3 gün önce göndermişti: “Garip para hareketleri görüyorum.
Elif’in henüz fark etmediği transferler var. Bir şey olursa annemi bulun.” Hacer’in nefesi kesildi. —Oğlum beni aramış… —dedi kırılarak— ve ben orada değildim. Luis başını salladı. —Hayır Hacer teyze. Tam zamanında geldiniz. Ertesi sabah Elif sorguya alındı. Başta her şeyi reddetti.
Stres, bayılma, özel doktor, yanlış teşhis… hepsi bir “talimat” olduğunu söyledi. Ama Luis belgeleri, kameraları, para transferlerini ve mesajı masaya koyduğunda Elif sustu. Sonra ilk kez gerçek yüzünü gösterdi. —Her şeyi mahvedecekti —dedi soğuk bir sesle—. Şirket büyük kararlar gerektirir. Julián zayıftı. Hep annesini, çalışanları, “doğru olanı” düşünüyordu. Böyle iş kurulmaz.
—Ne verdin ona? —diye sordu Luis. —Bir sakinleştirici. Sadece birkaç saat ölü gibi görünmesi gerekiyordu. —Ama onu gömeceklerdi. Elif gözlerini indirdi ama pişmanlıktan değil, öfkeden. —O yaşlı kadının tabutu açmaya cesaret edeceğini düşünmemiştim. Luis odadan çıkınca koridorun sonunda Hacer’i gördü. —İtiraf etti —dedi. Hacer gözlerini kapattı. Tam o sırada yoğun bakımdan bir doktor çıktı. —Hacer teyze… oğlunuz uyandı. Hacer bir adım attı, sonra bir adım daha. Ama içeri girmeden dizlerinin titrediğini hissetti. Çünkü Julián hayattaydı.
Ama şimdi kendi ağzından duyacağı gerçek, en ağır sınav olacaktı. Ve 3. bölümde ortaya çıkacak şey için kimse hazır değildi. PARÇA 3 Hacer Hanım odaya girdiğinde Kerem yatakta kablolar, serumlar ve monitörlerle çevriliydi. Yüzü solgundu, dudakları kurumuştu ve boynuna yakın bir yerde morarmış bir iz vardı. Ama gözleri açıktı. O gözler… Hacer’in onu ilk kez gördüğü o mütevazı doğumhanede gördüğü gözlerdi.
O gün hemşire, “Hayatını zorlaştıracak” diyen herkese rağmen bebeği kucağına vermişti. —Anne… —diye fısıldadı Kerem. Hacer eliyle ağzını kapattı ve yatağa yaklaştı. Güçlü olmaya çalıştı ama içi çöktü. Oğlunun elini tuttu, defalarca öptü; sanki yılların kaybettiği sıcaklığı geri verebilirmiş gibi. —Buradayım oğlum… buradayım. Kerem konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Hacer saçlarını okşadı. —Hiç konuşma. Yaşıyorsun ya… başka bir şey önemli değil. Ama Kerem ağladı. Ne bir iş insanı gibi, ne toplantılarda sert duran biri gibi… çocukken annesinin eteğine saklanan o küçük çocuk gibi. —Affet beni —diyebildi—. Senden uzaklaştım.