Mert bu kez doğrudan bana döndü.
“Anne, gelinliği dikerken neden bazı yerlerine küçük pembe kurdeleler diktiğini biliyor musun?”
Başımı salladım.
“Dikişin bir parçasıydı.”
“Hayır.”
Mert gülümsedi.
“Ben o kurdeleleri sana yardım etmek için seçtim.”
Bir anda hatırladım.
Düğünden birkaç hafta önce Mert evime gelmişti.
Dikiş odasında oturup kumaşlara bakmıştı.
“Şu pembeyi kullan,” demişti.
Ben de nedenini sormadan kabul etmiştim.
Mert cebinden küçük bir zarf çıkardı.
“Bunu da sana vermek istiyorum.”
Zarfı açtım.
İçinden eski bir kağıt çıktı.
Çocuk yazısıyla yazılmış birkaç cümle vardı.
Okumaya başladım.
“Annem büyüyünce pembe bir elbise giyecek. Çünkü anneler de prenses olabilir.”
Gözyaşlarım artık durmuyordu.
Mert’in çocukluk yazısıydı.
“Bunu ne zaman yazdın?” diye sordum.
“Dokuz yaşındayken.”
“Ve sakladın?”
“Evet.”
Sonra Mert mikrofona döndü.
“Ben annemin yeniden evlenmesini hiçbir zaman garipsemedim. Tam tersine, hayatımda ilk kez onun kendisi için bir şey yaptığını gördüğüm için çok mutlu oldum.”
Turgut da ayağa kalktı.
Gözleri doluydu.
Mert ona baktı.
“Ve Turgut amca, anneme yıllar sonra yeniden gülmeyi öğrettiğiniz için size de teşekkür ederim.”
Turgut başını eğdi.
“Ben sadece onu olduğu gibi sevdim,” dedi.
Mert gülümsedi.
“Bazen en büyük iyilik budur.”
Salondan alkış yükseldi.
Ama bu kez alkışların içinde Selin’in sesi duyuldu.