Zeynep’in eli, eltisinin avucunun içinde titriyordu. Hastane odasının beyaz duvarları üzerine çöken o ağır sessizlikte, sadece monitörün ince sesi duyuluyordu.
“Ne diyorsun?” diye fısıldadı Zeynep. Dudakları kurumuştu.
Eltisi gözlerini güçlükle açtı. “Kızdı…” dedi, kelime boğazında düğümlendi. “Bebeğin kızdı. Kaynanan… büyük kaynın… ‘Bu evde kız büyümez’ dediler. Çocuğu olmayan birine verdiler. Cansız doğdu dediler sana…”
Zeynep’in kulakları uğuldadı. O an dünya yeniden başına yıkıldı ama bu defa acı başka bir şekle bürünmüştü. Yas değil… ihanetti bu.
“Kim?” dedi titrek bir sesle. “Kime verdiler?”
Eltisi başını hafifçe yana çevirdi. “Kasabanın öbür ucunda… çocuğu olmayan bir çift… Parayla değil, ama ‘sevap’ diye… Kimse bilmesin diye gece verdiler. Ebeyi susturdular…”
Zeynep’in içinden bir şey koptu. O an yıllardır içine gömdüğü korku, yerini tarifsiz bir güce bıraktı. Eltisinin eli gevşerken son cümlesi fısıltı gibi çıktı: