Kalabalık bir aileye gelin gittim

“Benim kızım yaşıyor mu?”
Kadın gözlerini kaçırdı. Uzun bir sessizlikten sonra gözlerinden yaş süzüldü.
“Yaşıyor…” dedi. “Allah şahidim olsun ki yaşıyor. Çocuğu olmayan bir öğretmen çift aldı. Şehir merkezinde otururlar. Çok iyi insanlardır.”
Zeynep’in kalbi yerinden fırlayacak gibiydi.
“Adı ne?”
“Onlar Elif koydu…”
Elif.
Zeynep o ismi içinde defalarca tekrar etti. Hüseyin diye doğmadan hüküm verilen bebeği, Elif olmuştu.
Şehre gittiğinde elleri titriyordu. Kapıyı genç bir kadın açtı. Ardında, küçük bir kız çocuğu oyuncak bebekle oynuyordu. Kıvırcık saçları vardı… Zeynep’in annesinin saçları gibi.
Kadın tedirgin oldu. “Buyurun?”
Zeynep konuşamadı. Sadece dizlerinin bağı çözüldü. Gözleri küçük kıza kilitlenmişti.
Kız başını kaldırdı. Göz göze geldiler.
O bakış…
Anne kalbi yanılmazdı.
Küçük kız ayağa kalktı, elindeki bebeği bıraktı ve hiçbir şey demeden Zeynep’e doğru yürüdü.
“Anne…” demedi.
Ama gelip Zeynep’in dizine sarıldı.
O an dünya sustu.
Kadın şaşkınlıkla baktı. “Bu… normalde yabancılara gitmez.”
Zeynep’in gözlerinden bu defa yaş aktı. Sessiz, ama güçlü.
“Ben yabancı değilim.” dedi.
Hukuki süreç zor oldu. Köy baskısı, aile tehditleri, eşinin kararsızlığı… Ama bu defa Zeynep susmadı. İlk kez “kader” kelimesini reddetti.
“Kader, zulme susmak değildir.” dedi mahkemede.
Gerçek ortaya çıktı. Ebelerin ifadesi, eltisinin ölümden önce verdiği beyan, köydeki fısıltılar… Her şey bir bir çözüldü.
Reklamlar