Adım Cemal — herkes bana Cem der. Eşim Meral ile elli iki yıldır evliyiz. Üç harika çocuk büyüttük. Şimdi yedi torunumuz var; her aile buluşmasını neşeli bir karmaşaya çeviriyorlar.
Bunca yıldan sonra o kadının her yönünü bildiğimi sanıyordum — her alışkanlığını, bilinmeye değer her sırrını.
Yanılmışım.
Bursa’da, eski bir konakta yaşıyoruz. Gıcırdayan, inleyen; sanki kendi ruhu varmış gibi sesler çıkaran bir ev. Hani insanların “acaba perili mi?” diye gezmeye geldiği türden. Evi bin dokuz yüz yetmiş iki yılında, çocuklar daha küçücükken satın almıştık.
Taşındığımız günden beri hiç adım atmadığım bir oda vardı. Merdivenin tepesindeki tavan arası kapısı, ağır pirinç bir asma kilitle kapalıydı. Yıllar boyunca Meral’e ne zaman sorsam aynı cevapları verirdi: