“Sadece eski eşyalar, Cem.”
“Annemle babamın evinden kalan mobilyalar.”
“Endişelenecek bir şey yok.”
“Tozlu kutular, güve yemiş kıyafetler işte.”
Üstelemedim. Eşinin eşyalarını karıştıran bir adam değilim. Herkes biraz mahremiyeti hak eder, değil mi? Ama elli iki yıl boyunca o kilitli kapının önünden geçtikten sonra merakımın giderek arttığını inkâr edemem.