Kızımın Emekleriyle Alay Eden Öğretmen

Öfkeden deliye dönmüştüm. Ama Sevim Hoca çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırıyordu. Ben artık onun karşısında, sınıfın arka sırasında sessizce ağlayan o on üç yaşındaki çaresiz kız değildim!

Yüzümde nazik ama tehlikeli bir gülümsemeyle sahneye, sunucuya doğru yürüdüm ve mikrofonu istedim. Derin bir nefes aldım ve kalabalığa seslendim:

“Değerli misafirler, çok önemli bir duyuru yapmak istiyorum. Sevgili Sevim Hocamız hakkında… Lütfen beni ÇOK DİKKATLİ DİNLEYİN!”

Tüm kermes alanı bir anda ölüm sessizliğine büründü. Yüzlerce velinin, öğrencinin ve öğretmenin gözü bana çevrildi. Sevim Hoca’nın yüzündeki o alaycı sırıtış yerini ufak bir şaşkınlığa bırakmıştı ama hâlâ ne olacağından habersizdi. Mikrofonu daha da sıkı kavradım ve sesimin tüm bahçede yankılanmasına izin verdim.

“Birçoğunuz beni sadece Defne’nin annesi olarak tanıyorsunuz,” diye başladım, sesim titremesin diye büyük bir çaba sarf ediyordum. “Ancak ben aynı zamanda bu okulun eski bir öğrencisiyim. Yıllar önce bu sıralarda otururken, maddi durumumuz hiç iyi değildi. İkinci el, solmuş kıyafetlerle okula gelmek zorundaydım. O dönemde bana rehberlik etmesi, beni koruması gereken bir öğretmenim, tüm sınıfın önünde beni tahtaya kaldırmış ve kıyafetlerimle alay etmişti. Bana, ‘Sen büyüyünce tıpkı kıyafetlerin gibi değersiz, parasız ve utanç verici biri olacaksın’ demişti.”
Reklamlar