"İşte tam olarak bu."
Deniz sandalyesinde dikleşti. "Bizim kendi hayatlarımız var. Bunu biliyorsun."
"Biliyorum," dedim. "Sizi o hayatlara sahip olun diye büyüttüm zaten."
Cansu bu kez daha sessizce, "Seni sevmediğimizi hiçbir zaman söylemedik," dedi.
"Hayır. Sadece beni uzaktan, kendi keyfinize göre sevmeye çok alıştınız."
Oda buz kesti.
"Seni sevmediğimizi hiçbir zaman söylemedik."
Ellerimi kenetledim. "Babanız öldükten sonra altı çocuk büyüttüm. İçinizden biri diş teli, spor ayakkabısı, okul gezisi parası ya da üniversite kitapları için yardım almadan bir günü geçtiğini hatırlıyor mu?"
Hepsi mahcup bir şekilde birbirine baktı.
"Ama anne, anne babalar zaten bunu yapar…" dedi Deniz.
"Yapar. Ben çift vardiya çalıştım, on yıl boyunca aynı kışlık paltoyu giydim ve çok pahalı olan ya da çok zaman alan her şeyi pas geçtim çünkü birinizin bir şeye ihtiyacı vardı. Hepsini yine yapardım ama bana söyleyin… Ben daha gitmeden eşyalarımı paylaşmanın normal olduğunu düşünmenize yol açacak neyi yanlış yaptım?"
Gözlerim yanıyordu ama hiçbirinden gözümü kaçırmadım.
Hepsi mahcup bir şekilde birbirine baktı.
Berat boğazını temizledi. "Hayır, hiçbir şeyi yanlış yapmadın anne. Özür dilerim."
Bunun üzerine hepsi mırıldanarak özür diledi. Başımı sallayarak kabul ettim.
"Eğer bu konuda samimiyseniz, kararıma saygı duyarsınız. Bu ev size mirasınızı zaten verdi. Size doğum günü partileri, yılbaşı sabahları, geç geldiğinizde açık bırakılan bir kapı önü ışığı ve sığınacak güvenli bir yuva verdi." Doğrudan Deniz'in gözlerinin içine baktım. "Benden sonraya kalmanın bir ödülü olarak size borçlu olduğu hiçbir şey yok."
Yüzündeki o sert ifade sonunda kırıldı. Öfkesinin ve kibrinin son kırıntıları da kayboldu, yerini utanca bıraktı.
Ahmet Bey sessizce klasörü kapattı. "Sanırım buradaki işim bitti."
Yıllar sonra ilk defa, herkes gittikten sonra beni bekleyen o sessizlikten korkmuyordum.
Çünkü bu kez artık beklemiyordum. Hayatımın son yıllarını kendi şartlarımla yaşamaya hazırlanıyordum.
"Bu ev size mirasınızı zaten verdi."