Ertesi sabah yola çıktık. Yaklaşık 3500 kilometrelik bir yolculuktu. Uçakta elim eşimin elindeydi ama kalbim yerinde durmuyordu. Ya yanılıyorsam? Ya bu sadece bir tesadüfse? Ama içimdeki ses susmuyordu: “Bu o.”
Evin önüne geldiğimizde dizlerim titriyordu. Kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Karşımda duran genç adam… evet, Berk’e benziyordu. Ama aynı zamanda yabancıydı. Gözleri bana bakarken bir an dondu.
“Buyurun?” dedi.
Ses tonu… o kadar tanıdıktı ki gözlerim doldu.
“Ben…” diye başladım ama kelimeler boğazımda düğümlendi. “Seni tanıyorum.”
Kaşlarını çattı. “Sanmıyorum.”
Eşim araya girdi. “Lütfen… sadece birkaç dakika konuşalım.”
Bizi içeri aldı. Ev sadeydi. Duvarlarda çizimler asılıydı. Oturduk. Ellerim titriyordu.
“Adın ne?” diye sordum devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz.