“Çocukken size sevgimi verdim. Hastalandığınızda gecelerimi verdim. Okul masraflarınız için kendi ihtiyaçlarımdan vazgeçtim. Hiçbir zaman karşılık istemedim. Ama şimdi yaşlandığımda siz bana bir oda ayırdınız. Ben de hayatımın kalan kısmını beni insan olarak görenlere ayıracağım.”
Baran’ın gözleri doldu.
Selin ağlamaya başladı.
“Anne, biz hata yaptık.”
Başımı eğdim.
“Hata yapmak başka, bir insanı ihtiyaç duyduğu anda bırakmak başka.”
İkisi de sessizce yanımdan ayrıldı.
Aradan haftalar geçti.
Bir gün kapım çalındı.
Baran gelmişti.
Elinde küçük bir saksı çiçeği vardı.
“Bunu bahçeye dikmek istiyorum,” dedi.
İçeri aldım.
O gün ilk kez oğlumla gerçekten konuştuk. Bana bahaneler anlatmadı. Sadece özür diledi.
Bir süre sonra Selin de gelmeye başladı.
Fakat artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Ben çocuklarımı affetmeyi seçtim ama kendimi yeniden onların sevgisine mahkûm etmedim.
Yıllar sonra bahçenin ortasında büyük bir ağaç büyüdü. O ağacı Baran ile birlikte dikmiştik. Altında küçük bir bank vardı. Ben her sabah oraya oturur, etrafımdaki insanlara bakardım.
Bir gün Kemal Bey yanıma gelip gülümsedi.
“Pişman mısın?” diye sordu.
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
“Çocukların için mi?”
“Hayır,” dedim. “Kendim için.”
Çünkü sonunda anlamıştım: