Kerem, onların o dehşet içindeki, küçülmüş yüzlerine son bir kez, sadece acıyarak baktı. "Pazartesi günü zahmet edip o plazaya gelmeyin," dedi soğuk bir sesle. "Çünkü benim şirketimde zekaya, diplomaya veya kibre değil; her şeyden önce insan olmaya değer verilir. Bir anneye saygısı ve merhameti olmayanın, hiçbir şirkete ve topluma katacağı bir değer olamaz. Kariyeriniz, o koltuktan kalkmadığınız an sona erdi."
Otobüs bir sonraki durakta yavaşça durduğunda Kerem, yüzlerce yolcunun hayranlık dolu, sessiz bakışları arasında kapıya yöneldi ve otobüsten indi. Arkasında ise sadece bir koltuk için insanlıklarını satan, hayatlarının en büyük fırsatını kendi elleriyle çöpe atan, utanç ve devasa bir pişmanlık içinde donup kalmış üç zavallı genç bırakmıştı. Çünkü hayat, insanın karakterini en beklemediği anda, en sıradan sahnelerde sınayan kusursuz bir teraziydi.