Üvey annem beni arayıp, “Aileye ait sahil evine artık sonsuza kadar giremezsin! Tüm kilitleri değiştirdim!” dedi. Gülüyordu. Ben ise sakin bir şekilde, “Haber verdiğin için sağ ol,” diye cevapladım. Onun bilmediği şey, annemin daha önce evi gizli bir güvenceyle bana bırakmış olmasıydı…
Dikkatimi ilk çeken şey, gün batımının dairemin camına yansıması oldu.
Şehrin insanı tüketen, ruhunu emen o yorucu günlerinden biriydi. Sanki şehir durmadan çalışan bir makine gibi beni eziyor, sonra bir kenara atıyordu. Dizüstü bilgisayarım mutfak tezgâhında hâlâ açıktı; yarım kalmış bir e-posta ekranda solgun bir ışıkla duruyordu. Ben ise telefon kulağımda pencerenin önünde duruyordum. Dışarıda İstanbul silüeti, turuncu ve pembe tonlara boyanmış gökyüzüne keskin çizgiler çiziyordu. O kısa sessizlik anında, duymayı en az istediğim ses soğuk bir memnuniyetle ortamı kest
yazlık evine sonsuza dek girmen yasak!
Gazetecilik ve spor camiasını sarsan kayıp
yardım taşıyan askeri helikopter düştü!