Eşimle lisede tanıştım

İlk gün ayakta durduğunda ellerim titredi.

Tam anlamıyla yürümüyor değildi. Ama bacak kasları tepki veriyordu.

Küçük ilerlemeler büyük zaferler oldu. Çocuğumuz babasının paralel barlar arasında attığı ilk adımı gördüğünde ağladı.

Ben de.

Bir yıl sonra bastonla birkaç adım atabiliyordu.

Tamamen iyileşmedi.

Ama mesele bu değildi.

Bir akşam terapiden dönerken bana baktı.

“Sana yalan söyledim,” dedi. “Ama hayatımı da seninle kurdum. Eğer o gün her şeyi anlatsaydım, belki umuda tutunurduk. Belki de sen baskı altında kalırdın. Korktum.”

Elini tuttum.

“Ben seni sandalyen için seçmedim,” dedim. “Ve yürüyüp yürümemen için de kalmadım. Ama gerçeği bilmeye hakkım vardı.”

Başını salladı.

“Artık sır yok.”

Annemle ilişkim yavaş yavaş onarıldı. Babam torununu görmek için geldi. Yılların mesafesi bir günde kapanmadı ama ilk adım atıldı.

Belki de en büyük mucize buydu.

Bir gün parkta yürüyorduk. O bastonuyla, ben yanında. Çocuğumuz bisiklet sürüyordu.

Rüzgâr hafifti.Eşim durdu, bana baktı.

“Bak,” dedi.

İki adım attı. Bastonsuz.

Düşmedi.

Mükemmel değildi. Dengesi kırılgandı. Ama gerçekti.

Gözlerim doldu.

Hayat bize iki kez yıkım verdi. Ama ikisinde de seçme hakkı tanıdı.

O gün anladım ki sevgi, birinin eksikliğini taşımak değil; gerçeğiyle birlikte yanında durabilmekti.

Ve bazen en zor adımlar, ayaklarla değil, cesaretle atılırdı.
Reklamlar