Pelin uzun süre hiçbir şey söylemedi. Ardından bana, o evde geçen günlerde çocuklarına her akşam aynı masalı anlattığını söyledi. Masalda iki küçük kuş, fırtınaya yakalandıklarında yabancı bir ağaca sığınıyormuş. Ağaç onlara kanat veremiyormuş ama dallarını açıp yağmur dinene kadar koruyormuş.
“Onlara cesur olmalarını söylemek kolaydı,” dedi. “Aslında ben her gece korkudan titriyordum. Yine de masalı bitirirken, iyi insanların hâlâ var olduğunu söylerdim. Bir gün benim sözüme inanıp dışarı çıkacaklarını hiç düşünmemiştim.”
O sırada Irmak uyandı. Beni görünce yatağın üzerindeki oyuncak ayısını kaldırdı. “Ağaç sensin,” dedi. Ne demek istediğini ilk anda anlamadım. Pelin gülümsedi. “Masalımızdaki ağaç,” diye açıkladı.
O çocuğa büyük bir söz verip veremeyeceğimi bilmiyordum. Ama elini tuttum ve masaldaki ağacın yapacağı gibi, orada kaldım.
Haftalar geçti. Pelin ve kızları önce güvenli bir adreste kaldı. Sonra ailesinden destek alarak başka bir semtte küçük bir eve taşındı. Hukuki süreç devam ederken bir psikolog hem anneye hem çocuklara yardımcı oldu. Ben de izin verdikleri ölçüde onları ziyaret ettim.