Ama benim aklımı kurcalayan tek bir soru vardı: Üç yaşındaki iki çocuk o evden nasıl çıkabilmişti?
Pelin'le hastanede görüşebildiğimde bunu sordum. Yanında uyuyan kızlarının saçlarını okşadı.
“Bodrumun kapısının altından onlarla konuşabiliyordum,” dedi. “Hakan bazen beni oraya kilitleyip çocukları yukarıda bırakırdı. O sabah evde kimsenin kalmadığını sandım. Kapının altından notu uzattım. Arka kapının sürgüsünü İnci'nin açabildiğini biliyordum.”
“Peki çöp konteynerine neden girdiler?”
Pelin'in gözleri doldu.
“Çünkü onlara, biri peşlerine düşerse görünmeyecekleri bir yere saklanmalarını söyledim. Yardım istemeyi öğrettim ama nereye gideceklerini söylemeye vaktim olmadı.”
İnci uykusunda kıpırdandı. Minik elini annesinin avucuna bıraktı.
“Beni en çok korkutan,” dedi Pelin, “onların artık kimseye güvenemeyecek olmasıydı.”
“Bana güvendiler,” dedim. “Zamanla başkalarına da güvenebilirler.”