Sonra bize.
“Onu doğurmadım.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Kocam kolumdan tutmasa yere düşebilirdim.
“Ne?”
“Onu evlat edindik.”
Adam hemen araya girdi.
“Yasal olarak.”
Kadın ağlayarak devam etti.
“En azından bize öyle söylendi.”
Bir anda dünya başıma yıkıldı.
“Nereden?”
Kadının ağzından çıkacak cevabı beklerken neredeyse nefes almıyordum.
“On yıl önce.”
Boğazım düğümlendi.
“Kaç yaşındaydı?”
Kadın gözlerini kapattı.
“Dört.”
Kocam bir anda verandanın korkuluğuna tutundu.
Ben ise artık titriyordum.
Eylül korkmuş gözlerle hepimize bakıyordu.
“Anne?” dedi.
Kadın ağlamaya başladı.
Eylül geri çekildi.
“Ne oluyor?”
Kimse cevap veremedi.
Sonunda ben cebimden telefonumu çıkardım.
Ellerim titrediği için ekranı açmakta zorlandım.
Yıllardır telefonumda sakladığım fotoğraf klasörüne girdim.
Irmak’ın son fotoğraflarından birini buldum.
Kaybolmadan iki gün önce çekilmişti.
Sarı bir tişört giymiş, bahçedeki salıncağın önünde gülümsüyordu.
Telefonu Eylül’e uzattım.
Genç kız fotoğrafa baktı.