10 YIL SONRA YENİ KOMŞULARIMIZ

Yüzündeki ifade değişti.

Fotoğrafa biraz daha yaklaştı.

“Bu…”

Sesi titredi.

“Küçükken çekilmiş fotoğraflarıma benziyor.”

Kadın ağlamaya başladı.

Adam başını öne eğdi.

İşte o anda anladım.

Bir şey biliyorlardı.

Hem de çok uzun zamandır.

Polisi aradık.

Adam önce itiraz etti ama kadın onu durdurdu.

“Bitti,” dedi. “Artık hiçbir şey saklayamayız.”

Yaklaşık yarım saat sonra polis geldi.

Hepimizi ayrı ayrı konuşturdular.

Kadının anlattıkları, on yıl önce kızımız kaybolduktan sonra yapılan soruşturmada hiç karşılaşmadığımız türden şeylerdi.

Yıllar önce çocuk sahibi olamadıkları için yasa dışı yollarla çalışan bir aracıyla iletişime geçmişlerdi.

Adam onlara ailesi olmayan küçük bir kızdan bahsetmişti.

Çocuğun annesinin öldüğünü, babasının ise onu istemediğini söylemişti.

Onlara sahte belgeler verilmişti.

O dönemde şehir dışında yaşadıkları için gerçek ailesinin kayıp ilanlarını hiç görmemişlerdi.

Birkaç yıl sonra internette eski bir kayıp çocuk haberine rastlamışlardı.

Fotoğraftaki küçük kız Eylül’e çok benziyordu.

Ancak korkmuşlardı.

Gerçeği araştırırlarsa onu kaybedeceklerinden korkmuşlardı.

Bu yüzden sustular.

Ta ki kader onları bizim yanımıza taşıyana kadar.

O gece polis Eylül’ün doğum belgelerini ve eski kayıtlarını incelemeye aldı.

Ertesi gün DNA testi yapıldı.

Sonuçların çıkmasını beklediğimiz dört gün, hayatımın en uzun dört günüydü.

Bir yandan kızımın gerçekten bulunmuş olabileceğine inanmak istiyordum.

Diğer yandan Eylül’ün gözlerindeki korkuyu unutamıyordum.

Eğer o Irmak’sa, benim için on yıldır kayıp olan kızımın başka bir ailesi vardı.

Onu büyüten bir anne…

Bir baba…

Bir hayat…

Dördüncü gün telefon çaldı.

Polis merkezine gittik.

Masada oturan görevli dosyayı açtı.

Sonra başını kaldırıp bana baktı.

“DNA sonucu geldi.”

Elimi kocamın elinin üzerine koydum.

Görevli devam etti.

“Eylül biyolojik kızınız.”

O anda ağlamaya başladım.

On yıldır içimde tuttuğum her şey bir anda dışarı çıktı.

Kocam yüzünü ellerinin arasına aldı.

Ben yalnızca,

“Biliyordum,” diyebildim.

Ama hikâye orada bitmedi.

Polisler eski dosyayı yeniden açtı.

Yapılan araştırmada kızımızın kaybolduğu gün mahallede görülen beyaz bir minibüsle ilgili eski bir tanık ifadesi bulundu.

O dönem yeterli delil olmadığı için üzerinde durulmamıştı.

Minibüsün sahibi, yıllar sonra çocuk kaçırma ve sahte evlat edinme ağı nedeniyle başka bir eyalette tutuklanmış bir adamdı.

Eylül’ü kaçıran kişinin o olduğu ortaya çıktı.

Bizi en çok şaşırtan ise Eylül’ün üvey anne ve babasının, kızımızın kaçırılmasında hiçbir rolünün olmadığının anlaşılmasıydı.

Onlar korkunç bir yalanın içine çekilmişti.

Ama yıllar önce şüphelendikleri halde gerçeği araştırmamaları hepimizin içinde kapanması zor bir yara bıraktı.

Mahkeme süreci başladı.

Herkes Eylül’ün bundan sonra kiminle yaşayacağını tartışıyordu.

Ama ben ilk kez kızımı bulduğum gün şunu fark ettim:

Onu geri kazanmak, onu birilerinden almak anlamına gelmemeliydi.
Reklamlar