İşte avukatın neden öyle söylediğini şimdi anlamıştım. Kemal hastalığını öğrendiğinde beni aramış, çalıştığım hastaneyi bulmuş ve tedavisini özellikle oraya aldırmıştı. Devamını okurken boğazım düğümlendi. “Beni affetmeni istiyorum. Sana acıdığın için benimle evlenmeni değil, kalbinin hâlâ bana bir parça ait olup olmadığını öğrenmek istedim. Nikâh masasında gözlerinin içine baktığımda cevabı aldım. O yüzden huzur içinde gidiyorum.” Mektubun son sayfasına geçtiğimde kırmızı kesenin ne olduğunu anladım. “Anahtarın ait olduğu kasada sana bıraktığım başka bir emanet var. Umarım onu kabul edersin.” Avukat cebinden bir dosya çıkardı. “Kemal Bey bütün mal varlığını size bırakmadı.” Şaşırarak ona baktım. “Peki kime bıraktı?” “Geleceğe.” Dosyanın içinde noter belgeleri vardı. Kemal yıllar boyunca biriktirdiği para ile, yaşlı ve kimsesiz insanların ücretsiz tedavi görebileceği küçük bir vakıf kurmuştu. Vakfın yönetimini ise bana bırakmıştı Şaşkınlığım daha da arttı. “Neden ben?” Avukat gülümsedi. “Çünkü size her zaman güvenirdi. Bana sürekli, ‘Aysel insanlara yardım etmeyi benden daha iyi bilir.’ derdi.” Ertesi hafta bankadaki kasayı açmaya gittim. Kasadan büyük bir servet çıkmadı. Onun yerine onlarca defter vardı. Her biri farklı yıllarda tutulmuş günlüklerdi. İlk defteri açtığımda ilk sayfada şu cümle yazıyordu: “Bugün Aysel Ankara’ya gitti. Umarım bir gün geri döner.” Son defterde ise şunlar vardı: “Doktor bana altı ay ömür biçti. Korkmuyorum. Çünkü belki de sonunda Aysel’i tekrar görebileceğim.” Saatlerce o günlükleri okudum.