Her doğum günümde benim için yazdığı satırlar vardı. Gazetelerde adımı aramış. Hemşire olduğumu öğrenince gurur duymuş. Evlenmediğimi duyduğu gün ise sayfaya sadece tek bir cümle yazmıştı: “Belki kader bize hâlâ borcunu ödememiştir.” Aylar sonra vakıf resmen faaliyete geçti. İlk hastamız, emekli maaşıyla ilaçlarını alamayan yaşlı bir adamdı. Ona yardım ederken Kemal’in neden bunu istediğini sonunda anladım. Sevgi sadece birlikte yaşamak değildi. Bazen senden sonra bile başkalarının hayatına dokunmaya devam etmekti. Her sabah vakfın girişindeki bronz plakete bakıyordum. Üzerinde sadece şu yazıyordu: “Kemal Yılmaz Umut Vakfı. İnsan ömrü sınırlıdır, ama iyilik sonsuza kadar yaşar.” Bir gün genç bir hemşire yanıma gelip neden her sabah o tabelenin önünde birkaç dakika sessizce durduğumu sordu. Gülümsedim. “Çünkü hayatımın en büyük aşkı bana geç de olsa mutluluğun ne olduğunu öğretti.” O akşam eve döndüğümde salondaki fotoğrafımıza baktım. Hastane odasında çekilmişti. İkimiz de yaşlanmıştık ama gözlerimizdeki umut, lise yıllarındaki kadar canlıydı. Fotoğrafın çerçevesinin arkasına küçük bir not sıkıştırdığımı fark ettim. Muhtemelen yıllar önce avukat koymuştu. Notta Kemal’in son cümlesi yazıyordu: “Sana servet bırakmadım Aysel… Sana yarım kalan ömrümüzün anlamını bıraktım. Eğer bir gün yeniden gülümsersen, işte o zaman gerçekten kazanmış olacağım.” Fotoğrafı kalbime bastım ve uzun yıllar sonra ilk kez, gözyaşlarımın arasından içten bir tebessüm ettim. Çünkü artık biliyordum; bazı aşklar birlikte yaşlanarak değil, birbirinin hayatına sonsuza dek anlam katarak ölümsüzleşiyordu.