Kutunun kapağını açarken öyle titriyordu ki ahşap kutu neredeyse yere düşecekti. Avukat beni kaydediyor, tek kelime gösteriyor. Eski bir zarfta sararmış birkaç fotoğraf, küçük bir anahtar ve kırmızı bir kadife kese vardı. Kesenin içinden altın bir yüzük çıktı. Aynı gün yıllar önce Kemal bana izin vermemiştim. Onu ülkelerinin gözleri doldu. "Bu da ne?" diye fısıldadım. Avukat derin bir nefes aldı. "Sayın Aysel Hanım, Kemal Bey bana her şeyi yıllar önce anlattı. Boyut bunu ancak cenazeden sonra bırakmayı özellikle istedi." Zarflar düzenlendi. İçinden Kemal'in el yazısıyla yazılan uzun bir mektup çıktı. "Sevgili Aysel... Eğer bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Öncelikle senden özür diliyorum. Avukatın 'tuzak' istediğini söyledine kızacağını bildiğini söyledi. Ama seni kandırmak istemedim. Seni yeniden görebilmek için kaderin bana son bir şans vermesini bekledim." Mektubu okumaya devam ettim. "Yıllar öncesindeki ilişkilerimiz gün sana değildim. Aslında en çok kendime kızıyordum. Gururum yüzünden seni durduramadım. Sonra seni inceledim. Eskiden mektuplar gönderildim. Ama hiçbir cevap gelmedi." Şaşkınlıkla avukata baktım. “Ben hiçbir mektup almadım.” Avukat başını salladı. "Kemal Bey de bunu yıllar sonra öğrenmiş. Taşındığınız mektupların boyutuna hiç ulaşamamış." İçimde yıllar boyunca taş gibi duran pişmanlık daha da ağırlaştı. Mektupta devam ediyor. "Hiç evlenmedim. Çünkü kalbimde senden başkasına yer olmadı. Hayatım boyunca çalıştım, birikim yaptım. Ama servetimi bırakacak kimsem yoktu farklı gelecekte tek bir iradem vardı: Seni son kez gördüm." Gözyaşlarım satırların üzerine damlıyordu. Sonraki sayfalarda beni asıl şaşırtan cümle yazıyordu. "Hastaneye yatırılmadan önce özellikle senin uğraştığı hastaneyi seçtim. Eski arkadaşlarının seni bildiği. Evet... Avukatın gözaltı tuzağı saklandı. S"