Adam ağır adımlarla içeri girdi. Elinde eski, kahverengi bir evrak çantası vardı. Benim yanıma gelmedi. Doğrudan hâkimin karşısında durdu.
“Geciktiğim için özür dilerim,” dedi. “Uçuşum ertelendi.”
Hâkim kaşlarını çattı.
“Kim olduğunuzu açıklayın.”
Adam derin bir nefes aldı.
“Benim adım Şahin Ersoy.”
Bu isim Burçin ve Sinan için hiçbir şey ifade etmiyordu.
Ama benim kalbimde kırk altı yıldır kilitli duran bir kapıyı açmıştı.
Şahin, eşim Rauf’un en yakın arkadaşıydı.
Daha doğrusu herkes öyle sanıyordu.
Rauf ölmeden önce birlikte küçük bir ilaç şirketinde çalışmışlardı. Şahin araştırma bölümündeydi, Rauf ise şirketin mali işlerini yürütüyordu.
Sinan sabırsızca ayağa kalktı.
“Bunun bizim davamızla ne ilgisi var?”
Şahin başını ona çevirdi.
“Sandığından çok daha fazla.”
Ardından elindeki çantayı açtı.
İçinden sararmış belgeler, mühürlü bir zarf ve eski tarihli birkaç fotoğraf çıkardı.
Hâkim belgeleri zabıt kâtibine uzatmasını istedi.