Ama çocuklarım bilmiyordu.
Hâkim zarfı açtı.
Uzun birkaç saniye boyunca sessizce okudu.
Sonra gözlerini bana kaldırdı.
“Bu rapora göre bebeğin biyolojik annesi sizsiniz.”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Ve biyolojik babası…”
Hâkim kısa bir süre durdu.
“Merhum eşiniz Rauf Bey.”
Burçin ellerini ağzına kapattı.
Sinan ise sanki biri sandalyesini altından çekmiş gibi yeniden oturdu.
“Bu mümkün olamaz,” diye fısıldadı.
“Ben de yıllarca mümkün olmadığını düşündüm,” dedim.
Aslında Eylül’ün dünyaya gelişi bir anda verilmiş çılgınca bir karar değildi.
Yetmiş yedi yaşımdayken, Rauf’un saklanan örneklerinin bulunduğu kliniğin kapanacağına dair bir mektup almıştım. Numuneleri imha edeceklerdi.
O mektubu elimde saatlerce tutmuştum.
Rauf’un ölümünden sonra hayatımı çocuklarıma adamıştım. Onları okutmuş, evlendirmiş, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmuştum.
Sonra ikisi de kendi hayatlarına gitmişti.
Bense yıllar geçtikçe evin içinde yalnızlaşmıştım.
O mektup bana geçmişten gelen son bir soru gibiydi:
“Gerçekten bitti mi?”
Doktorlarla aylarca görüştüm.
Testlerden geçtim.
Defalarca vazgeçmeyi düşündüm.
Hiç kimse bana bunun kolay veya risksiz olduğunu söylemedi.
Ama kararımı bilinçli şekilde verdim.
Eylül, Rauf’tan kalan son biyolojik emanetti.
Burçin gözyaşlarını silerken bana baktı.
“Bunu neden bize söylemedin?”
Bu soru içimde biriken her şeyi dışarı çıkardı.
“Çünkü hamile olduğumu söylediğim gün bana ilk sorduğun şey sağlığım değildi.”
Burçin başını eğdi.
Sinan’a baktım.
“Sen ise daha bebeğin kalp atışını bile duymadan mirastan ne kadar pay alacağını sordun.”
Sinan yüzünü başka tarafa çevirdi.
Salonda ağır bir sessizlik oluştu.
Hâkim önündeki belgeleri kapattı.
“Ancak hâlâ açıklanmayan bir konu var,” dedi.
Herkes yeniden ona baktı.
“Çocuklarınız sizin tüm mal varlığınızı bebeğe bırakmak için belgeler hazırlattığınızı iddia ediyor.”
Avukatım ayağa kalktı.
“İzin verirseniz bunu da açıklayalım.”
Çantamdan küçük bir dosya çıkardım.
Sinan hemen dikkat kesildi.
Dosyayı hâkime uzattım.
“Yeni vasiyetim.”
Burçin’in yüzü gerildi.
“Demek gerçekten her şeyi ona bırakıyorsun.”
“Hayır.”
Hâkim birkaç sayfayı inceledikten sonra şaşkınlıkla