O gece diğer büyük çocuklara iş için kısa bir süreliğine il dışına çıkmam gerektiğini söyleyip Emre ile yola koyulduk. Sabaha karşı Balıkesir'in zeytin ağaçlarıyla çevrili o küçük köyüne vardığımızda, hava yeni yeni aydınlanıyordu. Emre'nin tarif ettiği adresteki beyaz badanalı, mavi pencereli, bahçesi sardunyalarla dolu küçük evin önüne geldiğimizde kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.
Arabadan indik. Demir bahçe kapısını iterek içeri girerken kapı gıcırdadı. O sırada verandada, elinde eski bir demlikle çiçekleri sulayan bir kadın bize doğru döndü. Saçlarına yoğun aklar düşmüş, yüzü yılların getirdiği ağır bir yorgunlukla çizgilenmişti ama o gözler... O mahzun gözler benim biricik kardeşime aitti.