"İkinizi de birbirinize bağışlıyorum Banu," dedim fısıltıyla ama her kelimesi bir tokat kadar sertti. "Sen en yakın arkadaşını sırtından vuran zavallı bir kadınsın. O mermerin altında yatan adam ise karısını aldatan korkak bir yalancı. Siz birbirinizi çoktan hak etmişsiniz. Şimdi burada, kendi yarattığınız o ihanet cehenneminde baş başa kalın." Ona bir daha dönüp bakmadım. Kocamın mezarına da bir daha adım atmadım. O ihanet çukurunda ikisini yalnız bıraktım. İlk başlarda o ağır travmanın acısından nefes alamayacak gibi hissetsem de, zamanla ayağa kalktım. Çünkü anladım ki; asıl kaybeden, yirmi yıllık sadakati ve tertemiz bir sevgiyi çöpe atan o iki sahte insandı. Ben ise yıllarca içinde yaşadığım o karanlık illüzyondan uyanmış, o mezarlıktan kendi değerini bilen, tertemiz ve yeniden doğmuş bir kadın olarak çıkmıştım.