Annem, dul ve bekar bir anneyle evlendiğim için

“Baba!” dedi.

O tek kelime, evin içinde bir çan gibi çınladı. Annemin omuzları titredi. Gözleri Kerem’in yüzüne kilitlendi. O çocuğu ilk kez görüyordu. Ama o bakış… sanki birini tanımış gibi, sanki geçmişinden bir hayalet çıkmış gibi dondu.

“Sen…” dedi annem. “Senin adın ne?”

Kerem, beni işaret etti. “Ben Kerem. Bu benim babam.”

Annemin yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Gözleri kocaman açıldı. Elini ağzına götürdü. Nefesi düzensizleşti.

Ayşe hemen yaklaştı. “İyi misiniz?”

Annem Ayşe’ye bakmadı bile. Kerem’e bakıyordu. Kerem’in kaşına, gözlerine, yüzündeki çukura… Ardından dönüp bana baktı, sanki benden bir açıklama koparmaya çalışıyordu.

“Bu çocuk…” diye fısıldadı. “Bu çocuğun… babası kim?”

Ayşe’nin eli, bir an havada asılı kaldı. Sanki bir yere basmadan önce zeminin sağlam olup olmadığını yokluyordu. Sonra yavaşça tezgâha dayanıp bana baktı. O bakışta soru yoktu. Sadece “söyleme sırası sende” vardı.

“Benim,” dedim.

Annemin yüzünde kısa bir boşluk belirdi. Sonra acı bir kahkaha çıktı ağzından.

“Hayır,” dedi. “Hayır, olamaz. Sen üç yıldır… Siz… Bu çocuk yedi yaşında dedin. Yedi yaşında…”

“Yedi,” dedi Ayşe. Sesi yumuşaktı ama netti. “Benim hayatıma senin sandığın gibi bir yük olarak gelmedi. O benim oğlum. Ve… evet, babası sizden önceki evliliğimden.”
Reklamlar