Düğün günü gelip çattığında, aynadaki aksime uzun uzun baktım. İçimde ne bir damla gözyaşı ne de sızlayan bir yara kalmıştı. Sadece saf, buz gibi bir intikam ateşi yanıyordu. Bebeğimi kaybettiğim o soğuk hastane odasında ben tek başıma acı çekerken, onlar Leyla'nın bahçesinde Ceren'in hamileliğini kutluyorlardı. Şimdi ise bana o sahte, mide bulandırıcı gülümsemesiyle gelip "arkadaş kalalım" diyordu. Elbette kalacaktık. Ona hayatı boyunca zihninden silemeyeceği bir hediye verecek kadar "iyi bir arkadaş" olacaktım.
Burak'ın bilmediği, daha doğrusu benim sessizliğime ve sadakatime güvendiği için unuttuğu çok büyük bir sırrı vardı. Evliliğimizin ikinci yılında çocuk sahibi olmak istediğimizde, aylar süren başarısız denemelerin ardından birlikte doktora gitmiştik. Test sonuçları Burak için tam bir yıkımdı. Burak "Azospermi" hastasıydı. Yani sperm sayısı kelimenin tam anlamıyla sıfırdı ve hiçbir tıbbi müdahaleyle biyolojik olarak baba olma ihtimali yoktu. Onun o çok övündüğü erkeklik gururu yerle bir olmuştu. Günlerce ağlamış, ayaklarıma kapanmış ve bu sırrı mezara kadar saklamam için bana yemin ettirmişti....