Bir an sustum.
“Şimdi o hayatı kendin için yaşa.”
Ayağa kalktım.
Kapıya doğru yürürken arkamdan seslendi.
“Peki sen?”
Durdum.
“Sen ne yapacaksın?”
Gülümsedim.
“Ben de bana verdiğin ikinci hayatı yaşayacağım.”
Aylar sonra küçük bir sahil kasabasına taşındım.
Yeni bir ev tuttum.
Sabahları yürüyüşe çıktım.
Kendime kahve yaptım.
Kitap okumaya başladım.
Uzun zamandır ertelediğim şeyleri tek tek gerçekleştirdim.
Bir gün aynanın karşısında durup bedenimdeki izin üzerinden parmaklarımı geçirdim.
Eskiden o ize baktığımda Kerem’i hatırlıyordum.
Artık kendimi hatırlıyordum.
Çünkü o iz bana yalnızca bir ameliyatı değil, bir gerçeği de anlatıyordu:
İnsan sevdiği biri için büyük fedakârlıklar yapabilir. Ama yaptığı fedakârlık, karşısındaki insanın ona ihanet etmesini haklı çıkarmaz.
Ben Kerem’e hayat verdim.
O ise bana, hayatımı başkasının sevgisine bağlamamam gerektiğini öğretti.
Ve yıllar sonra ilk kez gerçekten huzurluydum.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkarken aslında bizi eksiltmez.
Bize, kendimizi yeniden bulacağımız boşluğu bırakırlar.