Geceleri çalışıp kanser tedavisi gören kocama...

Bora koluma dokunmaya çalıştı.

“Elif, bekle.”

Elimi çektim.

“Benim adımı bir daha böyle söyleme.”

“Her şeyi açıklayabilirim.”

“Hayır.”

İlk kez gözlerinin içine korkmadan baktım.

“Bir yıl boyunca ölümden korktuğunu sandım. Meğer sen sadece benim yanımda kalmaktan korkuyormuşsun.”

Oradan çıktım.

Boşanma süreci kolay olmadı.

Avukatım banka hareketlerini ortaya çıkardı. Bora’nın ortak hesaptan çektiği paranın önemli bölümü geri alındı. Ev üzerindeki girişimleri de mahkemede karşıma çıkınca aleyhine döndü.

Ama beni asıl şaşırtan şey iki ay sonra oldu.

Selma beni aradı.

İlk başta telefonu kapatmak istedim.

“Lütfen,” dedi. “Sadece iki dakika.”

Dinledim.

Bora ona benimle evliliğinin yıllardır bittiğini söylemişti.

Benim onu terk ettiğimi, yalnızca hastalığı yüzünden aynı evde kaldığımı anlatmıştı.

Selma gerçeği öğrendiğinde onu terk etmiş.

“Parayı sana geri göndereceğim,” dedi.

O an Selma’dan nefret edemediğimi fark ettim.

Çünkü Bora yalnızca beni değil, onu da kandırmıştı.

Altı ay sonra boşanmamız kesinleşti.

Mahkeme salonundan çıktığımda yağmur yağıyordu.

Bir yıl önce aynı yağmurun altında hastanenin kapısında Bora’nın tekerlekli sandalyesini arabaya taşımıştım.

Şimdi yanımda kimse yoktu.

Ama ilk kez yalnızlık beni korkutmuyordu.

Telefonum çaldı.

Arayan Doktor Levent’ti.

“Nasıl olduğunuzu merak ettim,” dedi.

“İyiyim.”

Gerçekten de öyleydim.

Bir süre konuştuktan sonra telefonu kapattım ve kaldırımda durdum.

Aylar boyunca Bora’nın iyileşmesi için dua etmiştim.

Sonunda dileğim kabul olmuştu.

Ama o süreçte başka birinin de iyileşmeye ihtiyacı olduğunu fark etmemiştim.

Benim.

Bora kanseri yenmişti.

Ben ise kendimi tükettiğim, sevgiyi fedakârlıkla karıştırdığım ve karşılığında sadakat beklemenin bile fazla görüldüğü bir hayattan kurtulmuştum.

Bir yıl sonra gece vardiyalarını bıraktım.

Kendime küçük bir ev tuttum.

İlk kez tek başıma tatile çıktım.

Ve bir sabah aynaya bakarken yüzümde yıllardır görmediğim bir ifade fark ettim.

Huzur.

Bora’nın bana verdiği söz hâlâ aklımdaydı:

“Bunların hepsi bittiğinde sana borcumu ömrüm boyunca ödeyeceğim.”

Sonunda anladım ki bazı borçlar parayla ödenmezdi.

Bora bana borcunu hiç ödemedi.

Ama giderken farkında olmadan bana çok daha değerli bir şey bıraktı:

Kendi hayatımı yeniden seçme cesaretini.

Ve o gün ilk kez şunu düşündüm:

Onu iyileştirmek için bir yılımı vermiştim.

Kendimi iyileştirmek içinse geri kalan ömrüm vardı.
Reklamlar