Can’ın çok sevdiği matematik öğretmeni Melek Hanım arayıp, masasının çekmecesinde oğlumdan bana yazılmış gizemli bir zarf bulduğunu söyleyince nefes nefese okula gittim. Melek Hanım bembeyaz olmuş bir yüzle zarfı bana uzattı. İçinde Can’ın yazdığı o mektup vardı. Daha ilk satırları okuduğumda ciğerlerimdeki bütün hava boşaldı:
"Anne, eğer bana bir şey olursa bu mektubun sana bir şekilde ulaşacağını biliyordum. Artık gerçekleri bilmen gerekiyor. BABAMLA İLGİLİ GERÇEKLERİ VE SON BİRKAÇ YILDIR ASLINDA NELER DÖNDÜĞÜNÜ..."
Okulun sessiz, yankılı koridorunda, Melek Hanım'ın titrek elleriyle bana uzattığı ahşap sandalyeye yığılıp kaldım. Gözyaşlarım görüşümü bulandırıyor, kalbim göğüs kafesimi içeriden parçalayacakmış gibi şiddetle çarpıyordu. Gözlerim satırlarda ilerledikçe kocamın aslında kim olduğunu ve oğlumun o gün o gölde gerçekte neden kaybolduğunu anlayacaktım. Mektubun devamındaki her bir kelime, zihnimde yankılanan sert birer tokat gibiydi.