“Kızım… Avukatım sana ‘tuzağa düştün’ dediğinde belki benden nefret edeceksin. Evet, bu bir tuzaktı. Seni son kez kucağıma alabilmek, elini tutabilmek, sana ‘kızım’ diyebilmek için kurduğum sevgi dolu bir tuzak… Bana o altı hafta boyunca verdiğin mutluluğu, koskoca yirmi yılda yaşamadım. Sana babalık yapamadım ama sen bana evlatlığın en güzelini yaşattın. O deniz kenarındaki ev, ikimizin ayaklarımızın kuma değdiği o günün anısınadır. Beni bağışla.”
Kutuyu göğsüme bastırıp saatlerce ağladım. Avukatın “tuzağına düşündün” derken ne demek istediğini şimdi çok iyi anlıyordum. Necati beni bir kurgunun içine çekmişti ama bu, acı vermek için değil, bir babanın evladına verebileceği en büyük, en koruyucu vedayı sunmak içindi.