İKİNCİ BİR TABAK

Eren elini ceketinin iç cebine attı ve tanıdık, soluk mavi bir zarf çıkardı. Üzerinde annemin o zarif, sağa yatık el yazısıyla sadece benim adım yazıyordu. Ellerim titreyerek zarfı aldım.

"Bana dedi ki," diye fısıldadı Eren, "Kızım ben öldükten sonra tamamen yalnız kalacak. Eğer bu yılbaşı o yemeği pişirip o çamaşırhaneye getirirse, bil ki benim kalbimi taşımaya devam ediyor demektir. O zaman karşısına çık. Ona artık yalnız olmadığını söyle. Ve bu mektubu ona ver."

Zarfı dikkatlice yırttım. İçinden çıkan kağıtta annemin kokusu vardı. Gözyaşlarım kağıda damlarken okumaya başladım:

"Canım kızım, her şeyim... Eğer şu an bu mektubu okuyorsan, benim güzel kızım ocağın başına geçmiş ve o yemeği hazırlayıp geleneğimizi sürdürmüş demektir. Seninle ne kadar gurur duysam az. Gittiğim yerde gözüm arkada kalmayacak çünkü senin ne kadar güçlü, ne kadar merhametli bir kadın olduğunu biliyorum. > Senden Eren gerçeğini sakladığım için beni affet. İstedim ki, dünyadaki karşılıksız sevgiyi kendi gözlerinle gör, kendi kalbinle hisset. Benim bu dünyada senden başka kimsem yoktu. Şimdi sen de beni kaybedince yapayalnız kaldığını düşüneceksin. Ama yanılıyorsun. Eren artık senin ailen. O senin abin, senin koruyucun. Lütfen ona izin ver, birbirinize tutunun. Birbirinizin yaralarını sarın. Seni her şeyden çok seviyorum. Yılbaşı yemeğinizi soğutmayın. Sonsuz sevgiyle, Annen."
Reklamlar