USB’yi bilgisayara taktığımda ekranda klasörler belirdi. Ses kayıtları… taranmış belgeler… gizli görüşmeler… Bir kaydı açtım.
Kocamın sesi.
“Söylediklerinizi kabul etmiyorum. Bu yapılan açıkça suç. Beni tehdit edemezsiniz.”
Ardından başka bir erkek sesi duyuldu. Soğuk ve kararlı:
“Ailen var. Düşün.”
Ellerim buz kesmişti. Yıllardır aynı evde yaşadığım adam, bilmediğim bir savaşın içindeymiş. Bana tek kelime etmemişti. Onu güçlü, sakin, sıradan bir adam sanmıştım. Oysa karanlık bir yapının tam ortasında durmuş.
O an bir şeyi fark ettim. Ölümü gerçekten kalp krizi miydi?
Tam bunu düşünürken telefonum çaldı. Numara gizliydi.
Açtım.
“Dosyayı buldunuz,” dedi tanımadığım bir erkek sesi. “Onu rahat bırakmalıydınız. Bu iş burada kapanmalı.”
Nefesim kesildi ama sesimi titretmemeye çalıştım. “Geç kaldınız,” dedim. “Her şey güvende.”
Blöf yapıyordum. Ama korkunun yerini öfke almıştı. Otuz sekiz yıl boyunca bana güvenli bir hayat sunmaya çalışan adam, aslında beni korumak için susmuştu. Şimdi susma sırası bende değildi.