liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi

Emre, aniden Cansu’ya dönüp “Senin yüzünden oldu her şey! Bana o mesajları atmasaydın, aklımı çelmeseydin…” diye bağırdı. İhanetlerinin ortaya çıktığı ilk saniyede birbirlerini satmaya başlamışlardı. İkisinin o zavallı, sefil halini izlemek bana garip bir soğukkanlılık vermişti. Artık ağlamıyordum. Sadece bu evden, benim alanımdan silinip gitmelerini istiyordum.

“Yarım saat.” dedim buz gibi bir sesle, parmağımla kapıyı göstererek. “İkinizin de eşyalarınızı toplayıp bu kapıdan çıkması için tam yarım saatiniz var. Eğer o kapıdan çıkmazsanız, tableti alıp karakola gider, ardından da bütün bu mesajları ikinizin de ailesine, iş yerindeki bütün arkadaşlarınıza tek tek gönderirim.”

Emre yalvarmaya, kollarıma tutunmaya çalıştı. Ancak içimde ona dair en ufak bir sevgi kırıntısı kalmamıştı. Cansu hıçkırarak valizine kalan eşyalarını tıkıştırmaya başladı. Emre ise hala etrafımda pervane olup beni ikna etmenin yollarını arıyordu. Ama nafileydi. Kırk dakika sonra, ikisi de omuzları çökük, ellerinde valizlerle evden çıkarken kapıyı arkalarından öyle bir çarptım ki, geçmişe dair bütün o sahte anılar, yalanlar ve kandırmacalar da o kapının ardında ezilip ufalandı.
Reklamlar