Sonraki birkaç ay, tahmin edilebileceği gibi hayatımın en zor dönemiydi. Boşanma davası oldukça çekişmeli geçti; Emre evi benden almaya, kusuru hafifletmeye çalıştı ama elimdeki tablet mesajlarının dökümleri ve şahitler sayesinde her şey benim lehime sonuçlandı. Ev bende kaldı, Emre ise ihanetinden dolayı büyük bir maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda bırakıldı. Ortak tanıdıklarımızdan sonradan duyduğum kadarıyla, o çok aşık çifte kumrular İzmir’e taşındıktan sadece üç ay sonra büyük bir kavgayla birbirlerine girip ayrılmışlardı. Cansu, Emre’nin aynı numaraları iş yerindeki başka bir kadına yaptığını öğrenmiş, Emre ise beş parasız kalmanın ve düzenini bozmanın faturasını Cansu’ya kesmişti.
Ben mi? Ben o enkazın altından kendi başıma kalkmayı, yaralarımı kendim sarmayı öğrendim. Hayatımdaki en büyük iki yalanın tek bir gecede hayatımdan temizlenmesi, o gün canımı çok yaksa da aslında evrenin bana verdiği en büyük hediyeydi. Şimdi sabahları aynaya baktığımda, pijamalarıyla evde oturan, kendini yetersiz hisseden o kadının aksine; kendi ayakları üzerinde sağlam duran, güçlü, özgüvenli ve en önemlisi geceleri yastığa başını huzurla koyan bir kadın görüyorum. Hayat beni en sevdiklerimle sınamıştı ama ben o sınavdan kendi değerimi bulup çıkarak galip ayrılmıştım