Bir yetimhanede büyüdüm...

Eğer gülümser ve sorulara güzel cevap verirsem, yetişkinlerin ikimize de daha iyi davrandığını öğrendim. Büyük hayallerimiz yoktu. Sadece oradan birlikte ayrılmak istiyorduk. Sonra bir gün bir çift ziyarete geldi. Birkaç gün sonra müdire hanım beni odasına çağırdı. Müdireyle birlikte etrafta dolaştılar, başlarıyla onaylayıp gülümsediler. “Evlat edinin, terk etmeyin” broşürlerinden fırlamış gibi duran insanlardandı. Çocukların oyun oynamasını izlediler. Benim bir köşede Merve’ye kitap okumamı izlediler. Birkaç gün sonra müdire hanım beni odasına çağırdı. “Elif,” dedi, yüzünde abartılı bir gülümsemeyle, “bir aile seni evlat edinmek istiyor. Bu harika bir haber.” “Cesur olmalısın.” “Peki ya Merve?” diye sordum. Sanki önceden prova yapmış gibi iç geçirdi. “İki çocuk için hazır değiller,” dedi.

“O henüz çok küçük. Başka aileler de onun için gelecektir. Bir gün birbirinizi göreceksiniz.” “Gitmem,” dedim. “Onsuz gitmem.” Gülümsemesi yüzünde dondu. “Reddetme hakkın yok,” dedi nazikçe. “Cesur olmalısın.” “Seni bulacağım.” Cesur olmak, “dediğimizi yap” demekti. Geldikleri gün Merve belime sarıldı ve çığlık attı. “Gitme abla!” diye hıçkırdı. “Lütfen gitme. Söz veriyorum uslu duracağım.” Onu o kadar sıkı tuttum ki bir görevli onu üzerimden zorla ayırmak zorunda kaldı. “Seni bulacağım,” deyip durdum. “Geri döneceğim. Söz veriyorum Merve. Söz veriyorum.” Beni arabaya bindirdiklerinde hâlâ adımı haykırıyordu. “Biz artık senin aileniz.”
Reklamlar