Bir yetimhanede büyüdüm...

Bu ses on yıllar boyunca peşimi bırakmadı. Yeni ailem başka bir şehirde yaşıyordu. Kötü insanlar değillerdi. Bana yemek, kıyafet ve içinde başka çocukların olmadığı bir yatak verdiler. Bana “şanslı” dediler. Aynı zamanda geçmişim hakkında konuşmaktan da nefret ederlerdi. “Artık yetimhaneyi düşünmene gerek yok,” derdi evlatlık annem. “Biz artık senin aileniz. Buna odaklan.” Okula uyum sağlamayı, kardeşinden bahsetmenin sohbetleri bir anda nasıl buz kestirdiğini öğrendim. 18 yaşıma bastığımda yetimhaneye geri döndüm. Bu yüzden ondan sesli bahsetmeyi bıraktım. Kafamın içinde ise varlığı hiç son bulmadı. 18 yaşıma bastığımda yetimhaneye geri döndüm. Farklı personel. Yeni çocuklar. Aynı dökülen boyalar. Onlara eski adımı, yeni adımı ve kardeşimin adını söyledim. Ofisteki bir kadın kayıt odasına gitti ve ince bir dosyayla geri döndü. Birkaç yıl sonra tekrar denedim.


Aynı cevap. “Kız kardeşin senden kısa süre sonra evlat edinilmiş,” dedi. “Adı değiştirilmiş ve dosyası mühürlenmiş. Bundan fazlasını paylaşamam.” “İyi mi? Yaşıyor mu? En azından bunu söyleyebilir misiniz?” Başını salladı. “Üzgünüm,” dedi. “Yetkimiz yok.” Birkaç yıl sonra tekrar denedim. Aynı cevap. Mühürlü dosya. Değiştirilmiş isim. Sıfır bilgi. Bir mağazada birbirleriyle didişen kız kardeşler gördüğümde o sızıyı hissederdim. Sanki birisi onu silmiş ve üzerine yeni bir hayat yazmıştı.
Reklamlar