Seçil ayağa kalktı. "Barış, konuşmamız gerekiyor."
Genç adam gözlerini benden ayırmadı.
"Kim olduğunu biliyorum. Geçen ay annem bana her şeyi anlattı. Ama seni görmek istemiyorum."
Ayağa kalktım. "Haklısın. Bana kızmakta haklısın. Yalnız bilmeni isterim ki senin varlığından bugün haberdar oldum."
"Herkes aynı şeyi söylüyor," diye karşılık verdi. "Bir mektup yazıp hayatımızdan çıktıktan sonra bunu inkâr etmek kolay."
"O mektubu ben yazmadım."
Barış güldü ama gözleri dolmuştu. "O zaman kim yazdı?"
Masanın üzerindeki zarfı gösterdim. "Eşim."
Odanın üzerine ağır bir sessizlik çöktü.
Seçil mektubu ona uzattı. Barış satırları okurken yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. Sonra zarfı ters çevirdi.
"Bunun doğru olduğunu nereden bileceğim?"
Cüzdanımdan yıllardır taşıdığım eski bir fotoğraf çıkardım. Jale'nin gençliğinde yazdığı bir not fotoğrafın arkasındaydı. İki yazıyı yan yana koydum. Harflerin kıvrımı, özellikle de büyük harfler aynıydı.
Barış bir sandalye çekip oturdu. Başını ellerinin arasına aldı.
"Bunca yıl..." dedi. "Bunca yıl beni neden aramadığını düşündüm."
Ona yaklaşmak istedim ama yerimde kaldım. Bir yabancının ansızın hayatına girip baba olduğunu söylemesi, otuz sekiz yıllık kırgınlığı silemezd