Ölmek Üzere Olan Eşimin Son Dileği: İ

Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan, Jale'nin ölümünden sonra evraklarını düzenlememe yardım eden avukatımızdı.

"Size ulaşmaya çalışıyordum," dedi. "Eşinizin açılmasını ölümünden bir ay sonraya bıraktığı bir zarf var. Bugün süre doldu. Ayrıca Eskişehir'de olduğunuzu düşünerek oradaki bir adrese teslim edilmesini istemiş."

Kalbim hızlandı. "Hangi adrese?"

Avukatın söylediği adres Seçil'in eviydi.

Bir saat geçmeden kurye geldi. Kalın zarfın üzerinde Jale'nin el yazısıyla yalnızca üç kelime vardı: "Üçünüz birlikte okuyun."

Zarfın içinden bir mektup ve yıllara yayılmış banka dekontları çıktı.

"Sevgili eşim," diye başlıyordu mektup. "Bu satırları okuyorsan artık karşında durup gözlerinin içine bakma cesaretim yok demektir. Gençken seni kaybetmekten o kadar korktum ki bağışlanmayacak bir şey yaptım. Seçil'in getirdiği haberi senden sakladım. Sonra senin adını kullanarak o mektubu yazdım."

Gözyaşlarım kâğıda damlıyordu.

"Yıllar sonra Barış'ın yaşadığını öğrendim. Uzaktan takip ettim. Üniversite masraflarını isimsiz bir bursla karşıladım. Kızının ameliyatı için yapılan bağışın arkasında da ben vardım. Bunlar yaptığımı düzeltmedi. Yalnızca suçumla yaşamamı kolaylaştırdı."

Barış başını kaldırdı. "Kızımın ameliyatı mı?"

Seçil şaşkınlıkla ona baktı. Barış'ın küçük kızı iki yıl önce ciddi bir kalp ameliyatı geçirmişti. O günlerde kimliği açıklanmayan bir hayırsever hastane masraflarının önemli bölümünü ödemişti.

Mektubun sonuna geldim.

"Senden beni affetmeni istemem bencillik. Ama Barış'ı tanımadan ölürsen bunun yükü benim suçumdan bile ağır olacak. Sana bıraktığım tek gerçek miras, kaybettiğini bilmediğin zamanın geri kalanıdır. Lütfen onu boşa harcama."

Mektubu bitirdiğimde hepimiz ağlıyorduk. Jale'ye duyduğum sevgi yok olmamıştı ama artık yanında büyük bir kırgınlık vardı. Bir insanı sevmek, yaptığı kötülüğü doğru kılmıyordu.

Barış yavaşça ayağa kalktı. "Bunca yıl bir babam olmadığını düşündüm," dedi. "Şimdi bir babam olduğunu öğrendim. Ama bunu nasıl kabulleneceğimi bilmiyorum."

"Hemen kabullenmeni istemiyorum," dedim. "Senden baba demeni de beklemiyorum. Sadece sana yıllardır soramadığım bir soru sormama izin ver."

Başını kaldırdı.

"Mutlu musun oğlum?"

Bu kez gözyaşlarını saklamadı. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra bana yaklaştı ve ilk kez sarıldı. Kollarımda, otuz sekiz yıldır tanımadığım oğlum vardı. İçimde hem tarifsiz bir sevinç hem de geri getirilemeyecek yılların acısı dolaşıyordu.

Yine de içimde cevaplanmamış bir soru kalmıştı. "Seçil," dedim, "o yıllarda çocuğumuzun doğacağını bilseydim, sence hayatımız nasıl olurdu?"

Seçil pencerenin önüne yürüdü. "Bunu hiçbirimiz bilemeyiz. Belki mutlu olurduk, belki başka sebeplerle ayrılırdık. Ama Barış, babasının kendisini istemediğine inanarak büyümezdi. Beni asıl üzen buydu."

Barış bize döndü. "Çocukken okuldaki herkes babasının ne iş yaptığını anlatırdı. Ben annemin iki işte çalıştığını söylerdim. Arkadaşlarım gülerdi. O gün eve gidip babamın fotoğrafını istemiştim. Annem bir kutudan üniversite fotoğrafınızı çıkarmıştı. Yıllarca onu sakladım."

Ceketinin iç cebinden yıpranmış bir fotoğraf çıkardı. Görünce hatırladım: Üniversitenin bahçesinde Seçil'le birlikte gülüyorduk. Barış fotoğrafı bana uzatmadı, yalnızca ikimizin de görebileceği şekilde tuttu.
Reklamlar