Torunumun Burnundaki doğum lekesini görünce

Hastanenin steril koridorlarında yankılanan o ilk ağlama sesi, normalde bir anneanne için dünyanın en güzel melodisi olmalıydı. Ancak benim için o ses, otuz yıldır kilitli tuttuğum ağır bir kapının gıcırtısı gibiydi. Kızım Meltem, bitkin ama mutlu bir gülümsemeyle kucağındaki minik paketi bana doğru uzattığında dizlerimin bağı çözüldü. "Bak anne," dedi fısıltıyla, "tıpkı sana benziyor." Eğilip o küçücük yüze baktığım an, zamanın durduğunu hissettim. Göğsümde tarif edilemez bir sızı, boğazımda düğümlenen bir hıçkırık... Bebeğin burnunun tam üzerinde, iki kaşının hemen altından başlayıp sağ yanağına doğru ince bir kavis çizen o leke... Martı kanadı şeklindeki o morumsu iz. Bu sadece bir doğum lekesi değildi; bu, 1996 yılının yağmurlu bir kasım sabahında, kollarımın arasından kayıp giden ilk bebeğim, oğlum Ali’nin mührüydü. Kalbim duracak gibi oldu, nefesim kesildi. Otuz yıl boyunca her gece rüyamda gördüğüm o işaret, şimdi başka bir bedende, başka bir nesilde yeniden karşımdaydı.
Reklamlar