“Hayat zaten bunu on yedi yıl önce yapmış.”
İkimiz de ağlamaya başladık.
Oktay Lalin’i odaya getirdi.
Torunumu kucağıma aldım.
Sonra İdil’e baktım.
“Senden annene ‘anne’ demeni beklemiyorum. Kaybettiğimiz on yedi yılı da geri getiremeyiz.”
Elini tuttum.
“Ama bundan sonrasını kaybetmek zorunda değiliz.”
Aylar sonra evimizin salonunda üç oğlum, İdil ve küçük Lalin aynı masanın etrafında oturuyordu.
Dolabın arkasındaki pembe battaniyeyi sonunda çıkarmıştım.
Lalin onun içinde uyuyordu.
O gece şunu anladım:
İnsan bazen hayatı boyunca bir şeyin eksikliğini hisseder ama neyi beklediğini tam olarak bilemez.
Ben yıllarca bir kız çocuğu beklediğimi sanmıştım.
Oysa aslında beklediğim şey, kaybolmuş bir parçanın yeniden eve dönmesiydi.
Geçmişi düzeltemezdim.