YAŞLI KOMŞUSUNA 3 YIL BOYUNCA BAKTI

Hakan sırıtarak masayı silmeye devam ederdi. “Evde de yapıyorum zaten.”

Zamanla Leman Hanım, Hakan’ın günlerinin sorgulanmaz bir parçası oldu. Okuldan sonra ödevlerini yapmadan önce ona uğruyordu. Cumartesi günleri ön bahçedeki yabani otları temizlemesine yardım ediyordu.

Yağmurlu akşamüstlerinde, pencereler buğulanırken ve televizyondan hafif sesler yükselirken oturma odasında onun yanında oturdu. Bazen saatlerce konuştular, bazen sadece sessizce oturup eski dizileri izlediler. Hakan, Leman Hanım’ın çayını az sütlü ama şekersiz sevdiğini öğrendi. Haberlerin sesinin çok yüksek çıkmasından nefret ettiğini öğrendi. Hiç ziyaretçisi gelmese de misafirler için cam bir kasede nane şekeri tuttuğunu öğrendi.

Bir akşam televizyonda eski bir Türk filmi oynarken, Leman Hanım ekrana değil Hakan’a baktı. Yumuşak bir sesle, “Bana torunumu hatırlatıyorsun,” dedi. “Onu yıllardır görmedim.”

Hakan elindeki şeker kağıdına baktı. Nedenini sormak istedi. Torununun nerede yaşadığını, arayıp aramadığını, Leman Hanım’ın onu özleyip özlemediğini merak etti. Ama kadının sesinde, bu konuya dokunmaması gerektiğini fısıldayan bir şeyler vardı. Bu yüzden soru sormadı. Sadece gelmeye devam etti.

Üç yıl böyle geçti. Hakan’ın boyu uzadı, sesi değişmeye başladı. Bisikletinin yerini omzuna astığı sırt çantasıyla eve yürüyüşler aldı. Leman Hanım ise zayıfladı, adımları iyice yavaşladı. Bazı günler verandaya bile çıkamıyordu; böyle zamanlarda Hakan, saksının altındaki yedek anahtarla içeri giriyor, seslenerek yanına gidiyordu.

Sonra bir gün, evin ışıkları bir daha hiç yanmadı.

O akşam Hakan odasının penceresinden bahçeye bakarken Leman Hanım’ın odasının karanlık olduğunu gördü. Televizyonun mavi ışığı yoktu, koltuğunun yanındaki lamba yanmıyordu. Perdelerin arkasında o nazik gölge hareket etmiyordu.

Ailesi ona nazikçe, “Vefat etti,” dedi. Fazla bir şey söyleyemedi. Sadece başını salladı ama içinde büyük bir boşluk hissetti.

Bir hafta sonra, sabahın erken saatlerinde bahçeye çıktı ve aniden durdu. Çimlerin tam ortasında bir kutu duruyordu. Eski, dikkatle mühürlenmiş ve üzerinde kendi adı yazılıydı. Elleri titremeye başladı
Reklamlar