“Anne?” diye seslendi. “Bunu buraya sen mi koydun?”
İçeriden, “Hayır,” cevabı geldi. Kalbi küt küt atarak kutuya yaklaştı. Mantıklı değildi. Kimse gelmemişti. Diz çöktü, kutuya baktı ve kapağını açtı.
Kutunun içinde katlanmış mavi bir kazak, küçük bir fotoğraf albümü ve üzerinde Leman Hanım’ın o özenli el yazısıyla adının yazılı olduğu bir zarf buldu. Bir an hareket edemedi. Sabah havası yüzüne soğuk çarpıyordu ama yanakları yanıyordu. Zarfa dokunurken sanki çok hızlı açarsa Leman Hanım’dan kalan son parça da yok olacakmış gibi korkuyordu.
Annesi arkasında belirdi. “Hakan? Nedir bu?”
“Bilmiyorum,” dedi sessizce. “Ondan gelmiş.”
Annesi birkaç adım ötede durdu, Hakan’ın bunu ilk gören kişi olması gerektiğini anlamıştı. Hakan zarfı açtı. İçinden bir mektup çıktı:
“Sevgili Hakanım, Eğer bu kutu sana ulaştıysa, muhtemelen ben gitmişimdir. Üzüleceğini biliyorum ve bunun için özür dilerim. Hoşça kal demeden gitmek istemezdim ama yaşlı kalpler zamanlamayı her zaman seçemiyor.”
Hakan dudaklarını birbirine bastırdı. Kelimeler buğulanınca koluyla gözlerini sildi ve okumaya devam etti.
“Tam da kimsenin kapımı çalmasını beklemediğim bir anda hayatıma girdin. Önce sadece kibarlık yapıyorsun sandım. Ama sonra yine geldin. Defalarca. Poşetlerimi taşıdın, çorba getirdin, ellerimin artık güç yetiremediği yerleri temizledin ve sessizlik çok ağırlaştığında yanımda oturdun.”
Annesi elini ağzına götürdü ama konuşmadı. Hakan yutkunarak devam etti.
“Sana bir keresinde torunumu hatırlattığını söylemiştim. Bu doğruydu. Ama sana söylemediğim şey, onu gücümü kaybetmeden çok önce kaybettiğimdi. Ölüme değil; gurura, mesafelere ve hiç söylenmemesi gereken sözlere kaybettim. Yıllarca onu bekledim. Hiç gelmedi.”
Hakan mektuba bakakaldı. Leman Hanım’ın bu sözleri söylerken canının yandığını hissettiği o anı hatırladı.
“Hiç soru sormadın, seni bunun için çok sevdim. Ben paylaşmaya hazır olana kadar acımı içimde tutmama izin verdin. Ama kapımdan her girdiğinde, kendimi biraz daha az unutulmuş hissettim.”
Hakan’ın göğsünden bir hıçkırık koptu. Annesi yanına diz çöküp kolunu omzuna doladı. “Canım oğlum…”
Hakan mektubu tutarak annesine yaslandı.
“Bu kazak torunumundu. Senin yaşlarındayken onun için örmüştüm ama hiç giymedi. Kıyamadığım için saklamıştım. Şimdi senin olmasını istiyorum. Onun yerini aldığın için değil evladım; kimse kimsenin yerini tutamaz. Bu kazağı sana veriyorum çünkü sen yaşlı bir kadına sonsuza dek kaybettiğini sandığı bir şeyi verdin: Bir aile.”
Hakan kutudan mavi kazağı çıkardı. Yumuşaktı, bir kolundaki ilmekler biraz düzensizdi. Kazağı göğsüne bastırdı ve Leman Hanım’ın gidişinden beri ilk kez hıçkıra hıçkıra ağladı.