YENİDOĞAN OĞLUMUZU İLK KEZ KUCAĞINA ALDIĞINDA

“Yüzünün rengi değişti.”

O an odadaki herkes bunu fark etti mi bilmiyorum ama ben ettim. Sinan’ın oğlumuzu tutan elleri birdenbire sertleşti. Az önce yüzünde olan gurur ve sevinç, yerini donuk bir ifadeye bırakmıştı.

“Ne oldu?” diye sordum.

Sinan cevap vermedi.

Bebeğe biraz daha yakından baktı. Sonra alnını buruşturup bana döndü.

“Bu çocuk…” dedi.

Kalbim hızlandı.

“Ne olmuş bu çocuğa?”

Sinan yutkundu.

“Bu çocuk bana benzemiyor.”

Bir an ne söylediğini anlayamadım. Doğumun yorgunluğuyla zihnim bulanıktı. Önce bunun kötü bir şaka olduğunu düşündüm.

“Sinan, daha birkaç dakikalık bir bebekten bahsediyorsun.”

Ama yüzündeki ifade değişmedi.

“Saçlarına bak,” dedi. “Göz çevresine bak. Benim ailemde böyle bir şey yok.”

Hemşire şaşkınlıkla ona baktı.

“Beyefendi, yenidoğanların görünüşü zamanla çok değişir.”

Sinan onu duymamış gibiydi.

Bebeği hemşireye geri verdi ve birkaç adım geriye çekildi.

Sonra bana öyle bir soru sordu ki hayatımda duyduğum en ağır cümlelerden biri oldu.

“Bana söylemek istediğin bir şey var mı?”

Nefesim kesildi.

Sekiz yıllık birlikteliğimiz, dört kızımız, geçirdiğim beş hamilelik, aylarca çektiğim sancılar… Hepsi tek bir cümleyle değersizleştirilmiş gibiydi.
Reklamlar