“Sen ciddi misin?”
Sinan gözlerini kaçırdı.
“Ben sadece emin olmak istiyorum.”
“Benden neye emin olmamı istiyorsun?”
“Çocuğun gerçekten benim olduğuna.”
O anda öfkem yorgunluğumu bile bastırdı.
“Odadan çık.”
Sinan şaşırdı.
“Ben sadece—”
“Çık.”
Hemşire de araya girince Sinan sonunda odadan çıktı.
Kapı kapandığında gözyaşlarımı tutamadım.
Birkaç dakika önce oğlumun doğumuyla hayatımın en mutlu anlarından birini yaşıyordum. Şimdi ise kocam beni doğum yatağında sadakatsizlikle suçlamıştı.
Ama asıl gariplik ertesi gün başladı.
Sinan hastaneye geri geldiğinde yanında annesi Meral vardı.
Meral normalde doğumlarda yanımda olur, çocukları ilk görenlerden biri olmak isterdi. Fakat bu kez odaya girdiğinde doğrudan bebeğin yanına gitti.
Torununa baktı.
Ve yüzü bembeyaz oldu.
Sinan hemen ona döndü.
“Sen de gördün, değil mi?”
Meral cevap vermedi.
Bu sessizlik beni daha da öfkelendirdi.
“Ne görüyorsunuz siz?”
Meral bana baktı, sonra Sinan’a.
“Bunu burada konuşmayalım.”
İşte o anda mesele sadece Sinan’ın saçma kıskançlığı olmaktan çıktı.
“Hayır,” dedim. “Burada konuşacağız.”
Meral’ın elleri titriyordu.
Sinan ise annesine yaklaşıp sesini alçalttı.
“Bana yıllardır söylemediğin bir şey mi var?”
Meral gözlerini kapattı.
Sonra oğluna öyle bir cümle söyledi ki bu kez şaşkına dönen Sinan oldu.
“Bebeğin sana benzememesi belki de düşündüğün sebepten değildir.”