Sonra hiç beklemedikleri bir şey yaptım. Evin, İpek için özel bir fona devredileceğini açıkladım. İpek otuz yaşına gelene kadar ev satılamaz, ipotek edilemez veya kişisel kazanç için kullanılamazdı. O zamana kadar burayı koruma altında bir varlık olarak tutacaktım. Deniz ve Leyla’nın ev üzerinde hiçbir kontrolü, sahipliği, yetkisi veya faydası olmayacaktı. Deniz’in beti benzi attı. “Bütün bunları intikam için mi yaptın?” diye sordu. “Hayır,” diye yanıtladım. “Haysiyetim için yaptım.”
Artık kendi evim olduğunu ve bir daha asla kimseye muhtaç olmayacağımı söyledim. Eğer benimle bir bağ kurmak istiyorlarsa, bu çıkar üzerine değil, saygı üzerine inşa edilmeliydi. Leyla sessizce ağlamaya başladı. Deniz sonunda “Özür dilerim” dedi ama bu sözler, devasa bir borcu ödemeye çalışan çok küçük bir taksit gibi yetersiz kaldı. İpek’in yanına gittim, saçlarını okşadım ve ona bir gün bir evin her zaman sevgi demek olmadığını, bazen en büyük hediyenin her şeyi vermek değil, sınırları nerede çizeceğini bilmek olduğunu anlayacağını söyledim.
Sonra arkama bakmadan oradan ayrıldım. Yıllardır ilk kez kendimi hafiflemiş hissediyordum. Şimdi söyleyin; benim yerimde olsaydınız onları hemen affeder miydiniz, yoksa görmezden gelemeyecekleri bir sınır mı çizerdiniz? Çünkü bazen asıl hikaye parayla ilgili değildir; bir kadının, izin istemeden saygı görmeyi hak ettiğine karar verdiğinde ne yapmayı seçtiğiyle ilgilidir.